About aybu

Bu Üye henüz herhangi bir bilgi doldurmadı.
So far aybu has created 14 blog entries.

Online Terapi (Online Psikoterapi)

Online Terapi (Online Psikoterapi) Nedir?

Günümüz teknolojisi her alanda olduğu gibi artık psikoloji alanında da birçok engeli kaldırarak bizlere kolaylıklar sağlıyor. Online Terapi (online psikoterapi) de bu imkanlardan biri olarak terapist ve hasta arasındaki mesafeyi kısaltarak psikoterapi sürecini çok daha ulaşılabilir ve kolay hale getiriyor. Online terapi (online psikoterapi) sürecini normalde psikoloğun ofisine giderek, yüz yüze yaptığınız görüşmeyi bir bilgisayar aracılığıyla yapmanız şeklinde düşünebilirsiniz.

Online Terapi (Online Psikoterapi) Nasıl Yapılır?

online terapi online psikoterapiAkıllı telefon ve tabletlerin hayatımıza girişiyle hepimiz birbirimizi fiziken yan yana olmadan görmeye, yaşadıklarımızı bir tık ile birbirimize göstermeye, birbirimizle paylaşmaya çok alıştık. En basitinden bir mağazada denediğimiz bir kıyafet ile alakalı veya bir ev gezerken o konuyla alakalı o sırada yanımızda olmayan bir yakınımızdan sadece bir telefon yardımıyla görüntülü fikir alışverişi yapmak artık bizler için son derece normal hale geldi. Bu kadar kolay ve normalleşmiş bir imkânı neden psikoterapi almak için de kullanmayalım?

Psikoterapi elbette ki yüz yüze, göz kontağı kurarak, terapi şartlarının sağlandığı bir odada yürütülen bir süreçtir. Yüz yüze olmak hem hasta hem de terapist için arada kurulan ve terapinin olmazsa olmazı olan hasta-terapist bağının oluşması için çok önemlidir. Bu sebeple online terapi (online psikoterapi) sürecine de başlarken ilk seansı bizzat karşı karşıya gelerek yapmak bu bağın kurulmasında önemli bir rol oynar. Ancak kişi belirli sebeplerden dolayı ilk görüşmeye gelmekte zorlanıyorsa, yüz yüze sağlanan şartlar bilgisayar ortamında da sağlanabilir ve terapi süreci bu şekilde de yürütülebilir.

Online konuşma servislerinden olan Skype, her marka bilgisayar ve tabletle uyumlu olduğundan biz psikologların online terapi (online psikoterapi) sürecinde en çok tercih ettiğimiz programdır. Karşılıklı belirlenen randevu saatinde psikolog da hasta da dikkat dağıtıcı uyaranlardan (telefon, kalabalık ortam. v.b.) uzak kalarak, birbirini duyabileceği ve göz kontağı kurabileceği bir biçimde terapinin gereklerini yerine getirerek bilgisayar ortamında görüşme (seans) yapar. Bu seanslardan hastanın edineceği kazanım da yüz yüze yapılan seanslardan farksızdır.

Kimler Online Terapi (Online Psikoterapi) Sürecini Tercih Edebilir? Online Terapi (Online Psikoterapi) Kişilere Hangi Konularda Avantaj Sağlar?

online terapi online psikoterapi

  • Ülke dışında olan, dil bariyeri sebebiyle o ülkede değil kendi ülkesinde terapi almak isteyen fakat fiziksel koşullar sebebiyle bunu yapamayan bireyler
  • Şehir dışında yaşayan, lojistik problemi olan bireyler
  • Fizyolojik sebeplerden (engelli olmak, yatan hasta olmak v.b.) dolayı lojistik problemi yaşayan bireyler
  • Psikososyal sebeplerden (depresif belirtiler sebebiyle evden çıkmak istememek, terapi sürecinin gizli kalmasını istemek, varsa bebeğini yalnız bırakamamak v.b.) dolayı lojistik problemi yaşayan bireyler
  • Zamansızlıktan dolayı (uzun çalışma saatleri, yoğun tempo v.b.) terapiye vakit ayıramayan bireyler Online Terapi (Online Psikoterapi) sürecini rahatlıkla tercih edebilir.

Eğer siz de okuduğunuz satırlarda kendi hayatınıza ait parçalar buluyorsanız, psikolojik destek almaya ihtiyaç duyuyor fakat bu sebeplerden dolayı bizzat katılarak yürüteceğiniz bir terapi sürecine başlamakta zorlanıyorsanız online terapi (online psikoterapi) sürecini tercih edebilirsiniz. Fiziksel, sosyal veya psikolojik etkenlerin size engel olmasına izin vermeyin, olanaklar bu kadar çokken kendinizi ihmal etmeyin.

Soru Sor
Online Terapi Almak İstiyorum

DEPRESYON – Hafif, Orta ve Ağır Depresyon

Acaba Depresyonda mıyım?

Birçok diğer kelime gibi depresyon da günlük dilimizde en çok kullandığımız terimlerin arasında yerini almış bulunuyor. Kendimizi iyi hissetmediğimiz herhangi bir anda “Depresyondayım galiba.” veya “Depresyona gireceğim artık.” gibi benzetmeler kullanıyor, kendimizden şüphe duyabiliyoruz. Peki bu benzetmelerimiz ne kadar doğru? Depresyonda olup olmadığımızdan şüphelenmekte ne kadar haklıyız?

Öncelikle depresyonun; teşhis öncesi çok detaylı bir analiz gerektiren, yaşayan kişinin işlevselliğini ve hayat kalitesini ciddi oranda düşüren, “hafif depresyon”, “orta derecede depresyon” ve “şiddetli depresyon” gibi farklı düzeyleri bulunan ve şiddetli düzeyde ölüm riskine yol açan bir rahatsızlık olduğunu kabul etmemiz gerekir. Bu farkındalığa sahip olduğumuzda böyle ciddi bir rahatsızlığı teşhis etmenin de günlük dilimizde bu kelimeyi kullandığımız kadar kolay olmadığını anlamak pek zor olmayacaktır.

depresyon tedavisiGünlük hayatımızda bu tip benzetmeler kullanmamızın altında yatan asıl sebep hepimizin düştüğü ilahi adalet yanılgısıdır. Bir başka deyişle, hep mutlu olmalıymışız algısı, hiçbir zaman üzülmememiz gerektiği algısı veya her konuda çabalarımızın karşılığını her zaman almalıymışız algısı… Oysa ki hepimizin bildiği gibi, hayat malesef bu kadar mükemmel akmıyor, bu kadar düzgün bir çizgi şeklinde ilerlemiyor.

Hepimiz her gün duygudurumumuzda yaşadıklarımızla bağlantılı salınımlariniş -çıkışlar yaşıyoruz. Belki gördüğümüz bir rüyadan dolayı üzgün uyanıyor ancak telefonumuza baktığımızda aldığımız bir mesajdan ötürü gülümsüyoruz. Benzer bir biçimde bir gün kendimizi dışarı atmak için uğraşırken ertesi günü yorganın altında geçirmek isteyebiliyoruz. Bütün bu duygudurumlar, kendilerini oluşturan alt sebeplerle bağlantılıdır. Bu alt sebepler susuz kalmaktan, hazımsızlığa, hormonal dengelerin bozulmasından kansızlığa kadar değişebilen biyolojik sebepler olabilirken sabretmekte zorlanmak, bakış açısı farkları, geçmişi geçmişte bırakamama gibi psikososyal sebepler şeklinde de ortaya çıkabilir. Önemli olan bu duygudurum salınımlarının normal olduğunun bilincine varmak, salınımdaki dalgaların şiddet ve süresini iyi değerlendirmektir.

Bu yazıda tüm depresyon türleri, depresyon belirtileri ve depresyon nedenlerinden detaylıca bahsederek  elbette kendinize teşhis koymanızı sağlamayı hedeflemiyorum zira depresyonun bir çok türü vardır ve depresyonun eşlik ettiği bazı başka bozukluklar da vardır. Fakat kendinizden şüphe duyuyorsanız, depresyonda olabileceğinizi düşünüyorsanız  internetten araştırarak kendiniz tespit veya tedavi etmeye çalışmak yerine mutlaka bir uzmana başvurarak, bir uzman desteği alarak durumunuzu teşhis ettirmenizin, depresyon tedavisi ve depresyon terapisinin mümkün ve ne kadar önemli olduğunu vurgulamaya çalışıyorum.

Fakat en basit anlamıyla depresyonla ilgili bir fikir vermek gerekirse; “depresyondayım” diyebilmek için; birbirini takip eden iki hafta boyunca, neredeyse her gün günün büyük bir kısmında aşağıdaki semptomların en az beş tanesinin ortaya çıkıyor olması ve ortaya çıkan semptomlardan en az birinin “depresif ruh hali” veya “ilgi ve istek kaybı” olması gerektiğini söyleyebiliriz;

  • Depresif ruh hali, üzüntü, çökkünlük, boşluk, çaresizlik hissi

  • İlgi ve zevk kaybı

  • Uykusuzluk veya aşırı uyuma

  • İştah kaybı veya kilo değişikliği

  • Yavaş hareket etme, konuşmada yavaşlama veya ajitasyon

  • Düşük enerji

  • Kötü konsantrasyon

  • Değersizlik veya suçluluk düşünceleri

  • Tekrarlayan ölüm veya intihar düşünceleri

Yukarıdaki bahsedilen depresyon belirtilerinin sadece varlığı depresyonda olduğunuzun kesin olduğu anlamına gelmez. Bu bahsedilen depresyon nedenleri sizin hayatınızda önemli sıkıntı yaratıyor, psikosoyal fonksiyonlarınızda (kişilerarası ilişkilerinizde) ve işlevselliğinizde bozulmalara sebep oluyor ayrıca madde kullanımı veya genel bir tıbbi durumun fizyolojik etkilerinden kaynaklanmayarak ortaya çıkıyor ise o zaman depresyonda olduğunuzdan şüphelenmekte haklısınız demektir.

Bahsedilen bu maddelerden en az beş tanesinden, iki haftadır, her gün şikayetçi iseniz bu alanda bir uzmandan destek almanız doğru olacaktır çünkü böyle bir durumda bulunan bir kişinin bu durumla kendi kendine baş etmesi veya bu durumdan kendi kendine çıkabilmesi genellikle pek mümkün olamayabiliyor. Umutsuz veya kendinizi çaresiz hissetmeniz sizin hayatınızın bir gerçeği değildir. Sadece depresyon belirtisidir. Depresyonda olmanız da sizin güçsüz olduğunuz veya değişmenizin mümkün olmadığı anlamına gelmez. Değişebilirsiniz, iyileşebilirsiniz. Depresyonla yaşamak zorunda değilsiniz.

Hafif, Orta ve Ağır Depresyon

Hafif ve orta derecedeki depresif bozukluklar arasındaki farkı şu şekilde tarif edebiliriz;

Hafif depresyondaki kişilerde semptomlar bir süre sonra kendiliğinden (veya minimal bir psikolog desteğiyle) de iyileşebileceği için herhangi bir ilaç tedavisine gerek olmazken, orta derecede depresyon kişinin günlük hayatını ve işlevselliğini önemli bir ölçüde etkilemektedir. Bu derecedeki bir depresyona sahip olan kişilerin antidepresanların yanı sıra psikolog desteği alarak tedavi edilmesi daha uygundur. Çünkü tek başına ilaç kişiyi sadece dipten çıkarır ancak psikoterapi kişiye yol aldırır. Bu nedenle orta derecede depresyon durumunda psikiyatrist hekim konsültasyonu ve/veya psikoterapi desteği kaçınılmazdırŞiddetli depresyonu (majör depresyon) olan kişilerde ise belirtiler daha da şiddetli olmakla beraber intihar düşünceleri de ön plana çıkar.  Kişinin daha önceleri zevk aldığı şeylere olan ilgisi tamamen kaybolur; suçluluk ve değersizlik duyguları çok şiddetlidir. Bazen şiddetli depresyonda / major depresyon durumunda halüsinasyonlar ve sanrılar gibi psikotik belirtiler de olabilir. Bu nedenle majör depresyon diğerlerinden daha tehlikelidir ve bu düzeyde depresyon yaşayan kişinin şiddetli depresyonla başa çıkmak için hiç vakit kaybetmeden tıbbi yardım alması gerekir. Dolayısıyla, eğer size intihar ve ölüm düşüncelerinden bahseden bir tanıdığınız varsa onu ciddiye alın ve gerekli desteği almasına yardımcı olun.

Peki Depresyon Neden Olur? Depresyon Nedenleri Nelerdir?

Depresyon nedenleri biyolojik, genetik ve psikososyal olmak üzere farklı temellere dayanabilir. Biyolojik olarak beyin yapı ve fonksiyonundaki bozukluklar ve yine beyindeki salgı ve salınım bozuklukları depresyona sebep olurken, birçok diğer hastalık gibi depresyonun da genetik geçiş ile ebeveynden yavrusuna geçebildiği araştırmalarca kanıtlanmıştır. Tiroid bozuklukları, şeker, tansiyon ve kalp hastalıklarının da depresyona sebep olması yine biyolojik temelli depresyon nedenleri arasındadır. Bunun dışında cinsel istismar, işsizlik, yokluk, güvenli olmayan bir ilişki modelinin varlığı, kötü yaşam olayları, travmatik tecrübeler ve aile içi problemler de psikososyal temelli depresyon nedenlerinin başlıcalarıdır.

Depresyondayım Galiba.. Destek Süreci Nasıl Oluyor?

Başvurduğunuz uzman, öncelikle sizden aldığı geri bildirim ve gerekli değerlendirmelerden edindiği bulgular ile aile hikayeniz ve genetik geçmişinizi harmanlayacak ve size detaylı bir analiz yaparak depresyonunuzun düzeyini belirleyecektir. Daha sonra bu depresyon düzeyini baz alarak size uygun bir tedavi haritası çıkartacaktır. Bu harita bazen kişinin sadece terapi almasıyla sınırlı kalabilirken, bazen de ilaç desteğiyle birleştirilmiş terapi alması, hipnoterapiyle bütünleşik psikoterapi alması veya alternatif başka şekillerde de oluşturulabilir.

Bütün bu tedavi haritalarının oluşturulma amacı, kişinin hayatını negatif yönde etkileyen sebepleri belirleyebilmek, birlikte halledilebilecek olanları birlikte halletmek, birlikte halledilmesi mümkün olmayan sebeplerle ilgili ise kişinin kendi başına güçlü bir şekilde başa çıkabilmesini sağlayacak “baş etme mekanizmalarını” güçlendirmektir. Unutulmamalıdır ki hafif ve orta seviyede depresyon önlenebilmektedir ve bu aşamada olan depresyonlarda doğru önlem alındığında yoğun bir tedavi sürecine gerek kalmayacaktır.

Depresyonda olduğunuzdan şüpheleniyorsanız destek almayı ihmal etmeyin. Sorularınız veya danışmak istediğiniz konular için telefon veya e-posta yoluyla irtibata geçmekten çekinmeyin. Aşağıdaki butona tıklayarak bize ulaşabilir, randevu alabilirsiniz. Her türlü sorunuzun yanıtını konunun uzmanından alabilir, depresyon seviyenizi öğrenmek için depresyon düzeyi belirleme testimize katılabilirsiniz.

Soru Sormak İstiyorum | Randevu Almak İstiyorum
Depresyon Seviyemi Merak Ediyorum

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) Nedir?

Bilişsel davranışçı terapi, problem çözme konusunda pratik bir yaklaşım benimseyen, geleneksel analiz yöntemine kıyasla kısa vadeli, hedef odaklı bir psikolojik tedavi biçimidir. Yaşadığınız zorlukların, çektiğiniz sıkıntıların ardındaki düşünce ya da davranış kalıplarını değiştirerek dolaylı yoldan o zorlukların ve sıkıntıların size hissettirdiği duyguları değiştirmeyi hedefler. BDT sizin düşüncelerinize, düşünce şemalarınıza, inançlarınıza ve kişisel tutumunuza (kişinin bilişsel süreçleri) odaklanarak davranışlarınızı değiştirir. Daha da önemlisi bu süreçleri, duygusal problemlerle başa çıkmanın bir yolu olarak nasıl kullanabileceğinizi size öğretir.

bilişsel davranışçı terapi

Bilişsel Davranışçı Terapi Hangi Hastalıkların / Bozuklukların Tedavisinde Kullanılır?

Bilişsel Davranışçı Terapi birincil tedavi olarak aşağıdaki ve daha bir çok düşünce süreçlerinin değişimi ile iyileşen hastalık ve bozuklukların tedavisinde etkin olarak kullanılır.

  • Depresyon
  • Anksiyete (Kaygı) Bozuklukları
  • Panik Bozukluk
  • Öfke Kontrol Sorunları
  • Yeme Bozuklukları
  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu
  • Uyku Güçlüğü
  • İlişki Sorunları
  • Cinsel Sorunlar (Kadında / Erkekte görülen)
  • Kendi Kendine Zarar Verme Eğilimi
  • Yas Süreci
  • Ayrılık Kaygısı
  • Ergenlerde Sınav Kaygısı
  • Geçmişi Geçmişte Bırakamamak
  • Boşanma Süreci
  • Ebeveyn Olma Süreci
  • Fobiler

BDT ikincil veya tamamlayıcı tedavi olarak ise aşağıdaki hastalık ve bozukluklarda etkin olarak kullanılır.

  • Bipolar Bozukluk
  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu
  • Obsesif Kompulsif Bozukluk (Takıntı Hastalığı)
  • Hipokondriyazis (Hastalık Hastalığı)
  • Alkol ve Madde Bağımlılığı
  • Somatoform Bozukluklar

bilişsel davranışçı terapiBilişsel Davranışçı Terapinin Avantajları Nelerdir?

Bilişsel davranışçı terapinin günümüz dünyasındaki en önemli avantajı çoğu duygusal sorunu geleneksel analiz yönteminden daha kısa bir sürede tedavi etmesidir. Bununla birlikte, tedavi süresince hastanın veya danışanın daha sonra aynı probleme maruz kaldığında problemle baş edebilmesi için kullanacağı stratejiler öğrenmesi kişinin geleceğine yatırım yapmasını sağlar. Ayrıca düşünce kalıplarımızın çocukluktan itibaren nasıl şekillendiğini anlamak, bu düşünce kalıplarının davranışlarımızı nasıl etkilediğini öğrenmek mevcut hayat kalitemizi arttırmamıza, gelecekte yaşayacağımız ilişki modellerinin iyileşmesine fayda sağlarken, ebeveyn olma sürecimizde ve iş hayatımızda da çok olumlu bir rol oynayacak, bu alanlarda bir adım önde olmamızı sağlayacaktır. Son olarak terapinin her hasta veya danışanın kişiliğine ve özel ihtiyaçlarına göre tasarlanması yine bilişsel davranışçı terapinin önemli avantajlarından biridir.

Bilişsel Davranışçı Terapi Kaç Seans Sürer?

Elbette her terapi türünde olduğu gibi bilişsel davranışçı terapide de seans sürecinin uzunluğu hastalık veya bozukluklara göre değişiklik gösterir. Daha da önemlisi, her hastalık veya bozukluk her kişi tarafından aynı şekilde deneyimlenmediğinden dolayı seanslar kişiye özel tasarlanır. Bu da aynı hastalık veya bozukluğu olan iki hastanın terapi sürecinin farklı olabileceği anlamına gelir. Bütün bunları unutmamak şartıyla ortalama 8-10 seans şeklinde bir sayı vermek mümkündür.

Seanslar Kaç Dakikadır?

Bilişsel davranışçı terapide ilk seans problemin anlaşılmasına ayrılır ve tedavi sürecinin en önemli kısmıdır. Bu seansta hasta veya danışan yaşadığı probleme dair ne kadar doğru ve ayrıntılı bilgi paylaşırsa terapist kendisine o kadar etkin bir tedavi tasarlar. Bu seans, hasta ve terapist arasındaki ilişkinin temellerini de attığından dolayı da büyük önem arz eder. Bu sebeple 1 – 1,5 saat aralığında değişecek şekilde ortalama 50dk – 1 saat uzunluğundaki normal seanslardan daha uzun tutulur. Yine unutulmamalıdır ki bunlar taşa yazılı kanunlar değildir. Terapi sürecinin hastadan hastaya değişebildiği gibi, terapi seansları da gerektiğinde bu zaman aralıklarından daha uzun veya kısa tutulabilir. Bu süreçte önemli olan hastanın veya danışanın iyileşmesidir.

Daha detaylı bilgi almak istiyorum
Randevu almak istiyorum

Çift Terapisi | Aile Terapisi | Nedir, Ne Değildir?

Çift terapisi, aile terapisi, ilişki terapisi veya evlilik terapisi olarak da adlandırılan çift-aile terapisi çiftlerin bir ilişki içinde huzur ve mutluluklarını korumayı amaçlayan, çiftlere birbirlerini daha iyi tanıma, anlama ve varolan sorunlarını uygun bir biçimde çözüme ulaştırma imkanı sunan bir terapi biçimidir.

ilişki terapisiÇift–Aile Terapisi Neden Alınır? Terapi Neleri Hedefler?

Birbirinden farklı geçmişleri olan, farklı kültür ve aile yapısına sahip herhangi iki insanın dolaylı olarak değerleri, tutumları, bir ilişkiden veya gelecekten beklentileri de birbirinden farklılık gösterir. Bu farklı vizyonlara sahip iki insanın sevgi ve aşkla dahi olsa bir araya gelmesi esasında karmaşık bir denklemdir. Başta daha kolay gibi gözüken bu denklem zamanla ortak yaşamın gerekliliklerinin ön plana çıkması ve esas kişilik özelliklerinin daha görünür hale gelmesiyle bazı sorunlar doğurabilir. Bu durumda çiftler çoğu zaman aslında çözülebilecek olan sorunlarını çözmeye çalışırken birer taraf haline gelerek bu sorunları çözümsüz hale getirebiliyorlar. İşte bu noktada bu işin uzmanından alınacak bir aile danışmanlığı (çift danışmanlığı, ilişki danışmanlığı) psikoloğun ilişkiyi farklı bir pencereden bakarak hem çiftin algılarında hem birbirlerine karşı olan davranışlarında değişiklik yaratmak ve çifte çatışma durumlarında kullanabilecekleri sağlıklı beceriler kazandırmak amacıyla yaptığı bilişsel-davranışçı terapi sorun yaşayan çiftlere uzun vadeli ve kalıcı bir çözüm sunarak ilişkilerine geleceğe yönelik bir yatırım yapma imkanı verir.

Çift–aile terapisine birçok sebepten ötürü ihtiyaç duyulabilir.

  • İlişkisinde iletişim bozukluğu, duygusal yakınlık problemi yaşayan ve kaygı içinde olan çiftler bu durumların düzelmesi için,
  • Evlilik öncesi şüphe duyan taraflar doğru bir kararla mutlu bir evliliği garanti altına almak için,
  • Evliliklerinin ilk döneminde olan çiftler uyum sağlama, iletişim ve çatışma gibi problemleri ortadan kaldırmak için,
  • Yeni çocuk sahibi olan çiftler aileye yeni katılan üyelerle değişen yeni rollerine ve evliliğin yeni öncelik vedinamiklerine adapte olabilmek için,
  • Ergen çocukları olan çiftler hiyerarşi ve saygı dinamiklerini geliştirmek için,
  • İleri yaştaki evli çiftler ise duygusal yakınlık ve söz sahibi olma konularının iyileştirilmesi için terapi desteği alabilirler.

ilişki terapisiKimler “Çift–Aile Terapisi” Alabilir?

Çift–aile terapisi (ilişki terapisi, evlilik terapisi, aile terapisi, ilişki danışmanlığı veya aile danışmanlığı) denildiğinde genellikle akla ilk yardım almak isteyen evli çiftler geliyor. Bu tamamen yanlış olmayan fakat eksik bir algıdır. Çift terapisi almak için evli olmak şart değildir. Partnerler, birlikte yaşayan kimseler, sözlülük/nişanlılık dönemindeki henüz evlenmemiş çiftler destek almak için uygun kitlelerdir. Kısacası mevcut ilişkilerinde sorun yaşayan ve olduğu haliyle o ilişkiyi sürdürmekte zorlanan her çift bu alanda destek alabilir.

Terapiye Çift Olarak Gelmek Zorunlu mudur?

Her ilişki doğası itibariyle iki kişi tarafından yürütülmektedir. Bu sebeple en yüksek düzeyde verim ilişkide olan iki partnerin de katıldığı bir terapi sürecinden alınır. Ancak unutulmamalıdır ki bir sıfırdan daha büyüktür. Dolayısıyla sorun yaşanan mevcut ilişkideki tek bir taraf terapiye katılım gösteriyorsa, psikolog ilişki içerisindeki sorunları bu şartların izin verdiği biçimde en yüksek düzeyde verim alacak ve iyileştirme sağlayacak şekilde tasarlar ve bu tasarlanan terapi de mevcut ilişkideki problemleri uzun vadede ve kalıcı bir biçimde çözmek için yeterlidir.

Terapi Sürecinde Danışanları Nasıl Bir Süreç Bekliyor?

Her ilişkinin kendine özgü dinamikleri vardır ve aynı problemi farklı çiftler farklı şekilde deneyimler. Dolayısıyla terapi her ne kadar aynı hedefi gütsede, çiftlerin dinamiklerine göre o ilişkiye özel tasarlanır. İlk görüşmede çiftin terapiye gelme sebebi anlaşılır. Çiftin ortaya koyduğu sebep genellikle önceden birikmiş, üst üste gelmiş problemlerin ardından sabrı taşıran son damladır. Dolayısıyla terapi süreci, ilişki terapistinin öngördüğü sırada zaman zaman tarafların ayrı ayrı zaman zaman ise birlikte katıldığı seanslarla ana ve ara problemlerin ayrıştırılmasıyla başlar. Daha sonra taraflar arası sağlıklı iletişim kurulması sağlanarak bu problemlerin üstesinden nasıl gelineceği üzerine çalışılır.

Görüşmeler Ne Sıklıkta Yapılır?

Görüşmelerin sıklığı ilişkinin dinamiklerine bağlıdır. Ana hatlarıyla iletişim krizleri yaşayan bir ilişki haftada bir veya iki haftada bir yapılan 3-4 seans ile düzelebilirken, daha kemikleşmiş problemlere sahip olan bir ilişkinin iyileştirilmesi daha yapılandırılmış ve yoğun bir seans düzenlemesi ile mümkün olabilecektir. Yine de altı çizilmelidir ki her ilişki birbirinden farklıdır. Dolayısıyla aynı problemi farklı çiftler farklı sayıda seansla düzeltebilmektedir.

Eğer siz de ilişkinizde problem yaşıyor ve bu problemleri partnerinizle çözmekte zorlanıyorsanız, ilişkinize uzun vadeli ve kalıcı bir yatırım yapmak istiyorsanız destek alarak ilk adımı atabilirsiniz.

İlişkim için destek almak istiyorum

Hipnozla Sigarayı Bırakma Desteği

Sigarayı Hipnozla bırakmayı düşünüyorsanız; ilaç ve diğer sigara bırakma ürünlerinin aksine, hipnozun hiçbir yan etkisi yoktur. Hipnozla sigarayı bırakma seanslarının tam olarak kaç seans süreceği kişiden kişiye göre değişiklik gösterir çünkü her kişinin sigarayla ilgili geçmişi, bilinç altındaki sigarayla olan ilişkilendirmeleri, bilinçaltı sebepleri farklı farklı ve kendine özgüdür. Herkesin hipnozla etkileşim modeli ve motivasyonları da farklı farklıdır. Herkesin sigarayla ilgili geçmişi farklı olduğu için ihtiyaç duyulan seans sayısı da kişiden kişiye göre değişir ama genellikle aşağıda belirtilen seans sayıları referans alınabilir; (bu seans sayılarını burada belirtmemizin sebebi sadece bir fikir vermesi içindir çünkü “kaç seans?” sorusu çok sık sorulan bir sorudur ve unutmamak gerekir ki “her kişi farklıdır”. Dolayısıyla bunlar “kesin seans sayısı” olarak algılanmamalıdır).

  • Günde 5-10 sigara içenlerin birçoğu genellikle 2-3 seansta bırakabiliyor.

  • Günde 15 adet veya 1 pakete kadar içenler için genellikle 3-4 seans yeterli olabiliyor.

  • Günde 1.5 veya 2 paketin üstünde içenlere genellikle 4 ila 6 arası seans civarı gerekebiliyor.

Sigarayı Bırakma Merkezi

Bunlar sadece örnek seans sayısı ortalamalarıdır. İhtiyaç duyulan seans sayısı kişiden kişiye göre daha az ya da daha fazla da olabilir. Örneğin 30 yıldır günde 3 paket sigara içmesine rağmen sadece 2 seansta sigarayı bırakan bir danışanım eğer yukarıda belirtilen seans sayılarını baz alsalaydı, sigarayı bırakmak için belki de altıncı seansını bekleyerek kendi sürecini sabote edebilirdi. Yani kendinizi sigarayı bırakmanın zor olduğuna şartlamayın. Herkes kendisinin iradesinin çok zayıf olduğunu ve sigarayı bırakmasının çok zor olacağını düşünür. Ancak zaten destek almanızın sebebi sigarayı bırakma sürecinizi kolaylaştırmaktır. Sigarayı bırakmak zor olmak zorunda değildir.

Sigarayı Bırakma Merkezi

Daha önce başka yöntemler deneyip sigarayı bırakma konusunda başarısız olmuş da olabilirsiniz ama bu aslında sigara bırakmadaki başarı ihtimaliniz konusunda belirleyici bir unsur değildir. Örneğin “nikotin bantlarıyla” sigarayı bırakabilen de var, bırakamayan da… Ya da “bio-rezonans, mora-terapi, akupunktur” gibi yöntemleler veya “Champix” gibi bazı medikal ilaçlarla sigarayı bırakabilen de var, bırakamayan da var… Kişi herhangi bir yöntemle sigarayı bırakmakta başarılı olamamışsa, bu demek değildir ki o yöntem işe yaramıyor. Bu sadece o yöntemin o kişi için uygun bir yöntem olmadığı anlamına gelir. Çünkü söz konusu olan o diğer yöntemlerle de sigarayı bırakabilen birçok insan vardır. Önemli olan, kişinin kendisine yakın hissettiği yöntemi seçmesidir ve sigarayı bırakmayı gerçekten kendisinin de istiyor olmasıdır.

Hipnozla veya akupunktur, hekim, ilaç ve benzeri herhangi bir yöntem ile üstesinden gelinmek istenen problem ne olursa olsun, kişiye önceden herhangi bir “kesin seans sayısı” vaat etmek etik değildir ama şu da bir gerçektir ki Hipnoz, sigara bırakma yöntemleri arasında dünyada “başarı oranı en yüksek olan sigara bırakma yöntemi” olarak gösterilmektedir çünkü hipnoz sadece fizyolojik bağımlılığı değil, sigara bırakma konusunda kişiyi en çok zorlayan şey olan “psikolojik bağımlılığı” yok etmeyi hedefler. Sigarayı bırakmak kendi kararınızsa ve sigarayla vedalaşmaya artık hazır ve kararlı olduğunuzu düşünüyorsanız; yani kendinize “sigarayı bırakmayı gerçekten istiyor muyum” diye sorduğunuzda samimiyetle “evet” diyebiliyorsanız, sigarayı bırakma teşebbüsünüz hipnoz desteği ile birleştiğinde işiniz kolay hale gelecektir.

Sigarayı Bırakmanızı Siz mi İstiyorsunuz Yoksa Çevrenizdekiler mi?

Eğer sigarayı bırakmak için hipnoterapi desteği almayı düşünüyorsanız sigarayı kendiniz istediğiniz için bırakıyor olduğunuza emin olmanız gerekiyor. Yani başkaları istediği için değil, (eşiniz, çocuğunuz, arkadaşlarınız, anneniz babanız vs istediği için değil), kendiniz istediğiniz için bırakıyor olmanız gerekiyor. Bu hipnozun temel prensiplerindendir; eğer siz kendiniz istediğiniz için değil de aslında başkaları istediği için bırakmayı düşündüyseniz, başkalarının ısrarıyla hipnoterapiste gidiyorsanız, unutmayın ki hiç kimse size istemediğiniz bir şeyi hipnozla bile olsa zorla veya isteğiniz dışında yaptıramaz. Hipnoz böyle bir şeydir; kişinin kendisinin de sigarayı bırakmaya istekli ve hazır olması, işbirliği yapması, başarıya ulaşmakta önemli bir unsurdur.

Bana Sigarayı Bıraktırın

Kişi sigara bırakma sürecinde kendisinin hiçbir çabasına gerek olmayacağını düşünüyorsa, yani kendisinin hiçbir sorumluluk almasına gerek olmadan bir sihirli değneğin kendisine dokunup kendisi istemese de sigarayı kendisine bıraktıracağını düşünüyorsa, maalesef öyle bir sihirli yöntem yoktur. Sigarayla bırakma ile ilgili olan tüm yöntemler birer “destek” yöntemidir. Kişinin kendisinin de elbette sigarayı bırakmaya istekli olması ve küçük de olsa bir çaba göstermesi gerekecektir. Yani elbette ki kişinin kendisinin de elini taşın altına sokması gerekecektir. Sigarayı bırakmak için kendinizin de kendinize yardımcı olmaya hazır ve istekli olmanız beklenir. Hipnoz, sigarayı gerçekten bırakmak isteyen ve bu konuda kendisi de üstüne düşen sorumluluğu almaya hazır olan kişilerin işini kolay hale getirir, destekler, onları sigarayı bırakma konusunda zorlayan unsurları bertaraf eder, bilinçaltı dirençleri kırar, bu konuda bilinçaltı düzeyde bir değişim ve gelişim sağlar.

“Seans sayısı ne kadar az olursa hipnoz da o kadar başarılı olmuştur” düşüncesi doğru bir düşünce tarzı değildir. Her kişi farklıdır ve unutmayın ki “başarı sizin başarınızdır!” Sigara bırakma ile ilgili dünyada uygulanan tüm yöntemler birer “DESTEK” yöntemidir. Sizin kendinizin de sorumluluk almaya hazır olmanız gerekir. Hipnoz çok etkili bir destek yöntemidir. Size ve bilinçaltınıza sigarayı bırakma sürecinizde rehberlik eder, destek olur, işinizi kolay hale getirir. Kişiye kendi isteği dışında bir şeyin ne hipnozla ne de başka bir yöntemle yaptırılamayacağını bilmeniz önemlidir. Hipnoz bir zihin kontrolü değildir. Dolayısıyla hipnoza başvurmadan önce sigarayı bırakmaya gerçekten istekli, kararlı ve hazır hissettiğinize emin olmanız gerekiyor. Eğer kendinizi hazır hissetmiyorsanız, sigarayla vedalaşmaya gerçekten samimi bir karar verene kadar bekleyin. Siz kendinize yardım etmeye hazır olduğunuzda Hipnoz size büyük destek olacaktır. Bu bir takım oyunudur.

sigarayı bırakma

Seanslar 1’er hafta arayla yapılıyor. İlk seansta;

  • Hipnoz modelinizi belirlemek için hipnotik testlerimizi yapacağız,
  • Hipnozla etkileşim modelinizi tespit edeceğiz,
  • Sigara alışkanlığınızın geçmişiyle ilgili, bilinçaltı süreçlerinizle ilgili ve hipnozla ilgili geniş bilgi alış verişi yapacağız.
  • İlk seansta, ana seanslardan daha kısa da olsa bir hipnoz uygulaması yaparak sizi hipnozla tanıştıracağız. İlk seans, diğer seanslarda hipnozla etkileşiminizi maksimuma çıkarmayı ve bilinçaltınızı (ve sizi) hipnoza kolay, hızlı ve en verimli şekilde girebilmeniz konusunda bilinçaltınızı ve sizi eğitmeyi hedefleyen bir altyapı oluşturmaya yöneliktir. Seans stratejimizi de bu ilk seanstaki deneyimin ışığında oluşturacağız, basit ev ödevlerinizi vereceğiz, takip eden sigara bırakma seanslarımızı da ortalama 1’er hafta arayla gerçekleştireceğiz.
  • İlk seanslar 1.5 saat kadar sürer, diğer seanslar birer saatlik seanslardır. Seanslar en az 3-4 gün, en fazla birer hafta arayla yapılmalıdır.

Kendi Seansınızın Ses Kaydıyla Hazırlanan Size Özel Mp3 Desteği

Sigaraı Bırakma SeanslarıSeanslar sırasında kendi seansınızın ses kaydını alacağız. Özel bir teknolojiyle size “kişiye özel bir hipnoz güçlendirme mp3’ü” hazırlayarak seansınızın ertesi günü e-posta adresinize ileteceğiz. Sizin ilk ödeviniz, diğer seansınıza gelene kadar kendi seansınızın Mp3’ünü günde bir kez düzenli olarak dinlemeniz olacaktır. Seansınızın Mp3’ünü bir sonraki seansa kadar her gün en az 1 kez dinlemeniz, telkinleri içselleştirmenizi hızlandırma, güçlendirme ve pekiştirme niteliği taşıyarak size daha da iyi yardımcı olacak.

Hipnoz’u internette daha önce araştırmış olsanız da hipnozun ne olup ne olmadığıyla ilgili makalemi de okumanızı ve oradaki videoyu da izlemenizi tavsiye ederim. (35 dakikalık bir videodur). Böylece hipnoz nedir, ne değildir, sigarayı bırakma konusunda size neden ve nasıl yardımcı olur, bu konuyla ilgili daha iyi bilgilenmiş olacaksınız. Unutmayın; hipnoz uyku değildir. Hipnozda kişi kendinden geçmez, robot gibi her söyleneni yapar hale gelmez, hipnozdan uyanamama gibi bir şey de yoktur. Hipnozla ilgili yanlış bilgilerinizi düzeltmek ve hipnozun ne olup ne olmadığını anlamak, hipnotik zihin durumunu kolay bir şekilde oluşturabilmenizi ve hipnoz terapisinden maksimum verim almanızı kolaylaştıracaktır. Bu nedenle seansa gelmeden önce “Hipnoz Nedir, Ne Değildir” başlıklı makaleyi de okumanızı tavsiye ederiz.

Siz de Başarabilirsiniz!

Hipnoterapistinizin size vereceği talimatları harfiyen uygulamaya hazırsanız; sigarayı bırakmak kendi kararınızsa; kararlıysanız; işbirliğine hazırsanız, o zaman hipnoz desteğiyle sigarayı konforlu bir şekilde bırakabilirsiniz. Ancak “eşim çok ısrar ediyor, çocuklarım ve arkadaşlar da sigarayı bırakmam için ısrar ediyor, ben de bu yüzden size gelmeye karar verdim; ben hiç bir şey yapmadan siz bana sigarayı bıraktırabiliyorsanız bıraktırın bakalım, o zaman ben de bırakayım” mantığıyla hipnoza başvuranların sigarayı bırakma konusunda başarı şansları düşük olacaktır. Sigarayı bırakmaya karar verdiyseniz, işinizi kolay ve konforlu hale getirmek için, sigarayla ilgili psikolojik unsurları da bertaraf ederek sigarayı son kez ve kalıcı olarak bırakmak için Hipnoz desteği alabilirsiniz.

Sağlıklı Boşanma Sürecinde Psikolojik Desteğin Faydaları

Kimse başarısız olacağını öngördüğü bir evliliğe elbette ki evet demez. Ancak birçok çift, belki o günden şu ana kadar olan sürede tarafların birbirine karşı olan tavırlarında meydana gelen değişmelerden, ailelerin karşılıklı baskı veya anlaşamamazlığından, belki sadakat, maddi durum veya zaman aşımına uğramışlıktan ileri gelen problemlerden dolayı boşanma yoluna gidebilir. Elbette ki bu durum dünyanın sonu değildir. Hem taraflar hem de varsa çocuklar için kritik ve zor bir süreç olsa da doğru yönetildiğinde sağlıklı boşanma mümkündür.

Boşanma sürecinde ortaya hangi duygular çıkar?sağlıklı boşanma

Boşanma süreci doğası itibari ile huzurlu ve kolay bir süreç değildir. Gerek karar aşaması, gerek karar verildikten sonraki dönem son derece stresli ve yıpratıcıdır. Karar aşamasına gelmek için gece gündüz kendinizi sorgularsınız. Karar verdikten sonra ise zaman zaman eski anılar canlanır, doğru kararı verip vermediğinize dair içsel sorgulamanız devam eder ve bu sorgulamaya gelecek kaygısı eşlik etmeye başlar. Her evliliğin sonu, tipik olarak öfke, üzüntü, endişe ve korku dahil olmak üzere bir sürü duyguyu açığa çıkarır. Bu hisler siz beklemediğiniz bir anda yükselebilir ve sizi hazırlıksız yakalayabilir. Bu durumda kendinizi savunmasız ve güçsüz hissetmeniz ise son derece doğal ve normaldir. Boşanma  sürecinde her ne kadar belkide yapmak istediğiniz en son şey olsa da eski eşinizle yazışmak, konuşmak, yüz yüze görüşmek durumunda kalırsınız. Bu görüşmeler sırasında boşanmanıza neden olan sorunların yeniden ortaya çıkması çok muhtemeldir. Bu sorunların tartışıldığı bir ortam doğası itibariyle gergin olduğundan, taraflar arasında anlaşmanın sağlanması haliyle zorlaşır. Duygular bu denli yüksekken önemli olan detayları hatırlamak da güç olabilir.

Çocuklarım nasıl etkilenir?sağlıklı boşanma

Çocuklar dahil olduğunda iş elbette ki daha da zorlaşır çünkü boşanma çocuklar için travmatik bir deneyim olma tehlikesi taşır. Ancak unutulmamalıdır ki konuya ilişkin araştırmalar çocukların boşanmayı izleyen iki yıl içerisinde iyi uyum özellikleri gösterdiğini destekler. Buna ek olarak devam eden yüksek çatışmalı evliliklerin çocukların psikolojileri üzerinde daha kötü bir etkisi olduğu da araştırmalarla tespit edilmiştir. Dolayısıyla,  gerçekten içinde bulunmak istemediğiniz bir evlilik varsa, çocuklarınızın iyiliğini düşünerek o evliliği sürdürmeniz onlara uzun vadede daha çok zarar verecektir çünkü sağlıklı boşanma sağlıksız süren bir evlilikten daha doğru bir seçenektir.

Sağlıklı boşanma süreci için psikolojik destek bana nasıl bir fayda sağlar?

Bahsedilen bütün bu özellikler boşanma sürecinin ilk bakışta göze çarpan temel noktalarıdır. Her boşanma kendine özgü başka değişkenler içerir dolayısıyla birbirinden farklıdır. Ancak her boşanma süreci basit veya komplike olması farketmeksizin her iki taraf için de zordur. Kadın olarak boşanma sürecini ve sonrasını sağlıklı bir biçimde yönetmek ayrı sorumlulukları beraberinde getirirken, erkek olarak bunları sağlıklı atlatabilmek farklı güçlükleri doğurur. Dolayısıyla bu sürecin organik bir parçasıyken onu sağlıklı yönetebilmek daha da zor olabilir. Psikolojik destek bu bağlamda hem sizin, hem ailenin diğer üyelerinin bu süreci en az zarar alarak atlatmanızda kuvvetli bir rol oynayacaktır.

  • Herşeyden evvel evliliğinizde neyin yanlış gittiğini bir uzmanla birlikte dikkatlice tekrar düşünmek sağlıklı karar aldığınızdan emin olmak adına size büyük bir destek unsuru oluşturacaktır.
  • Tek çözüm gerçekten boşanmak ise bu süreci doğru ve en az zarar alarak ve vererek yönetmek adına da doğru bir karar olacaktır.
  • Boşanma sürecinde ortaya çıkan duygularınızla baş etmek,
  • Kendinizi yalnız, güçsüz ve savunmasız hissetmemek,
  • Önemli detayları atlamamak,
  • Varsa çocuklarınız için bu süreci travmatik hale getirmemek,
  • Boşandıktan sonraki yeni hayatınıza daha kolay adapte olabilmek,
  • Varolan olumsuz ilişki modelinizi bir sonraki ilişkinizde tekrar etmemek için psikolojik destek alabilirsiniz.
Ücretsiz Danışın

Yas Süreci

Çoğu insan hayatının bir noktasında mecburen bir kayıp yaşar. Yas denildiğinde akla gelen ilk kayıp biçimi her ne kadar sevdiğimiz birinin hayatını kaybetmesi olsa da, değer verdiğimiz herhangi bir şeyin (kişi, eş, iş, akraba, dost, evcil hayvan, vb) hayatımızdan gitmesi de yitirme güdümüzü tetikleyerek bizleri yas sürecine sürükler. Yani bir başka deyişle yas süreci “önemli bir kayba uyum sağlama süreci” olarak da adlandırılabilir. Bu sürecin genel geçer bir işleyişi de yoktur. Yani her kişi geçmişi, inançları ve kaybettikleriyle olan ilişkisiyle bağlantılı olarak yas sürecini farklı şekilde deneyimler.

Yas süreciYas Süreci Duyguları

Yas süreci kederden derin üzüntüye, derin üzüntüden öfkeye kadar birbirinden farklı duyguları kapsar. Bu duygulara suçluluk, özlem ve pişmanlık da eşlik edebilir. Hissettiklerimiz güçlü bir şekilde bize kendini gösterebilirken yumuşak olarak da ortaya çıkabilir ve bizler çoğu zaman bu birbirinden farklı duyguları ayna

nda yaşarız. Örneğin; yitirdiğimiz birinin ardından ona veda edememiş olmak bizi öfkelendirirken, yitirdiğimiz insanın artık acı çekmiyor olması bizi sakinleştirir.

Yas Sürecindeki Düşünceler

Yas sürecindeki düşüncelerimiz de duygularımızla bağlantılı olarak değişkenlik gösterir. Örneğin; yitirdiğimiz birinin iyi bir hayat yaşamış olduğu düşüncesi bizi rahatlatırken onu zamansız kaybetmiş olduğumuz düşüncesi bizi rahatsız eder. Bütün bu farklı düşüncelere göre kendimizi gördüğümüz sorumluluk seviyesini de belirleriz. Bazılarımız yapılabilecek bir şey olmadığı için üstünden sorumluluk duygusunu atabilirken bazılarımız her şeyin kendi hatası olduğunu düşünerek süreçte kendini daha sorumlu görebilir.

Yas Sürecindeki Davranışlar

Yas sürecinde yaşadığımız değişken duygu ve düşünceler elbette davranışlarımızı da doğrudan etkiler. Bu süreçteki davranış biçimlerimiz genel hatlarıyla iki grupta toplanır.

  • Araçsal Yas Tutma Davranışı:

    Kişi kayıp duygusuna odaklanmaz ve problem çözmeyi gerektiren görevlere odaklanır. Örneğin; kaybettiği kişinin yokluk duygusuyla yüzleşmektense onun cenazesini düzenlemeye odaklanmak problem çözmeyi gerektiren görevlerden biridir. Bu davranış tipi kişinin duygusal dışa vurumunu kontrol etmesine veya en aza indirgemesine hizmet eder.

  • Sezgisel Yas Tutma Davranışı

    Bu tarz yas tutma yükselen bir duygusal deneyime dayanır. Kişi duygularını paylaşarak, yitirdiği insanla olan ilişkisini irdeleyerek ve ölüm kavramını sorgulayarak yas sürecini geçirir.

Unutmamalıyız ki bu davranış tiplerinden doğru olanı yoktur ve her biri normaldir.

Yas Süreci Evreleri

Yas Sürecinin Beş Evresi

Yas Sürecinin 5 Evresi

1. İnkar
2. Öfke ve Kızgınlık
3. Pazarlık 
4. Depresyon 
5. Kabullenme

Birinci evre olan “inkar” aşamasında kişi genellikle olay veya durumu yok sayarak başına gelen şeyin kabul edilmez bir yanlışlık olduğunu düşünür. Örneğin konu bir yakınının vefatı ise kişi bu durumu yok sayar ve giden kişinin geri geleceğine olan inancını sürdürür. Konu ayrılıksa, bir yanlışlık olduğunu ve tekrar birleşeceklerini düşünür. Durumu kabullenmez.

İkinci evreye geçildiğinde; bir önceki “inkar” aşamasında devreye sokulmayan sorgulamalar devreye girer. Sorgulamalar öfke duygularını tetikler ve kişiyi şiddetli bir öfke ve kızgınlık duygusu sarar.

Üçüncü evre olan “pazarlık” aşaması durumu kabul edilebilir seviyeye getirmek için devreye giren bir mekanizmadır. Bu aşamada kişi bir çıkış yolu aramaya odaklanır. Örneğin bir ayrılıktan sonra “benden ayrıldı ama haklı sebepleri vardı, ben de bari şöyle yapayım da tekrar bana dönsün” veya “tamam olan oldu ama mutlaka bir çıkış yolu vardır, her şey düzelecek” tarzı düşünceler ve bunları destekleyen eylem ve davranış biçimleri devreye girer. Kendini suçlamaları da içeren bu pazarlık aşaması da tamamlandıktan sonra “depresyon” aşaması başlar.

Dördüncü evre olan “depresyon aşamasında artık durum idrak edilmiştir ama kişiyi aynı zamanda büyük bir mutsuzluk sarar. Kişi kendini hayattan soyutlar, uyku düzeni bozulur, hayattan keyif almama başlar, kişi hiçbir şey yapmak istemez, her şeye kayıtsız hal ve davranışlar içinde depresif duygu durumuna bürünür. Yas sürecine girmiş olan kişiler psikolojik destek almaya genellikle işte bu “depresyon” aşamasında karar verirler.

Beşinci ve son evre ise “kabullenme” aşamasıdır. Bu aşamada artık durum hazmedilmiş ve kişi normal hayatına dönmüştür. Aşırı üzüntü, acı, çökkünlük gibi olumsuz duygular eğer kayıptan 3 ila 6 ay sonra hiç azalmadan hala sürüyorsa; kişinin çökkün halinde hiçbir değişim olmuyorsa; hatta durum daha da şiddetli bir hale gelmişse, bu kadar uzayan bir süreç artık “yas’ın beş evresi” kapsamında düşünülmemelidir ve artık profesyonel destek alınmasını gerektirir.

Yas Sürecinde Psikolojik Tedavi

Yas deneyimi başta da bahsedildiği gibi benzersiz, karmaşık ve kişiseldir. Hissedilen üzüntü sevilen birinin ölümüyle ilgili olabilir, bir boşanma veya iş kaybı gibi bir yaşam değişikliğini içerebilir. Kültürünüz, kişiliğiniz ve deneyiminiz yas tutma sürecini doğrudan etkiler. Biz uzmanlar, sizin ihtiyaçlarınızı gözeterek tedaviyi size özel olarak tasarlarız.

Yas Sürecinde Psikolojik Tedavinin Hedefleri

yas tutmakTerapinin amacı yitirdiğiniz kişiyle sağlıklı bağlantıları sürdürmenize yardımcı olmak olabilir. Birçok insan yas sürecinde sevdiklerinden bahsederken duygusal boşalma yaşar. Olumlu anılara dönelik yapılan yansıtma, kayıp kişi ile bağınızı güçlendirebilir. Sevdiğiniz kişiyle bağlantınızı teyit ettiğinizde ise kaybınız size daha az acı hissettirecektir.

Ortak yapılan terapiler de yas süreci yaşayan kişiler için uygundur. Grup terapisinde, düşüncelerinizi ve hislerinizi bu süreci yaşayan diğer kişilerle paylaşarak daha kolay teselli bulabilirsiniz. Örneğin; bu durumda yapılacak olan aile terapisinin hedefi yitirilen aile üyesinin kaybına uyum sağlamak olacaktır.

Bununla birlikte, bazı kişiler kaybettiklerine aşırı derecede bağlı olabilirler. Yaşadıkları derin üzüntüyle umutsuzluğa kapılıp, kaybettiklerine ulaşmak arzusuyla intihar eğilimi geliştirebilirler . Bu durumda yapılacak olan terapi sevdikleriniz olmadan hayata uyum sağlamanızı hedefler. Aynı zamanda, hayatta kalan sevdikleriniz ve ailenizle bağlarınızı güçlendirmenize de yardımcı olur.

Terapide diğer bir ortak amaç da duygularınızı işlemektir. Toplum, belirli bir şekilde yas tuttuğunuz için sizi damgalayabilir. Fakat terapide, hislerinizi yargısız bir şekilde ifade edebilirsiniz. Dolayısıyla, kaybettiğiniz kişiyle ilgili hissettiğiniz herhangi bir suçluluk duygusunu veya pişmanlığı birlikte ele alabilir, bu süreci sizin en az zararı alacağınız şekilde birlikte yönetebiliriz.

Hipnoz Nedir, Ne Değildir? (Doğru Sanılan Yanlışlar)

Önce hipnozun ne olmadığını söyleyelim;  Hipnoz “uyku” değildir. Hipnoz, iki kişinin işbirliği ile gerçekleşir; Hipnoterapistin kişiye rehberlik etmesiyle, basit yönlendirmelerle kişiye bazı talimatlar vermesiyle oluşan bu özel ve dinlendirici zihin durumu ancak ve ancak danışanın bu sözlü yönlendirmelere gönüllü katılımla eşlik etmesi halinde oluşur. Yani bir kişi hipnoza girme konusunda işbirliği yapmadığı sürece kişiyi kendi istemediği halde hipnoza alamazsınız. Hipnoz bir zihin kontrolü değildir. Düşünsenize; hipnoz öyle bir şey olsaydı günümüzde tüm mahkemelerde birer hipnotist olurdu, sanıklar sorgulanırken hipnoza alırlardı ve sanık da bülbül gibi şakırdı. Dünyada öyle bir güç olsaydı emin olun, tüm mahkemelerde ve karakollarda hipnotistler çalışırdı. Hipnozla kişiye istemediği bir şeyi yaptıramaz, istemediği bir şeyi itiraf ettiremez, sırlarını açıklamasını sağlayamazsınız. Hipnoza girmeye yatkın olmak zayıflık değil, tam tersine zeki ve hayal etme kabiliyeti yüksek olan kişilerdir. Hipnoz sırasında kişi sırlarını açıklamak bir yana, çok daha ustaca yalan söyleyebilir zira hipnoz, konsantrasyon ve odaklanmanın en yüksek performansa ulaştığı bir zihin durumudur.

Hipnoz, istemediğiniz davranış ve alışkanlıklarınız üzerinde kontrol kazanmanıza yardımcı olan çok doğal bir zihin durumudur. Hipnoz desteği, kendinizde değiştirmek veya gelişim göstermek istediğiniz konularda etkili ve hızlı sonuçlar almanızı sağlayan terapötik bir uygulamadır.

Hipnoz Sırasında Uyuyacak mıyım? Bilincim Kaybolacak mı?

Hipnoterapi seansı sırasında bilinciniz kaybolmaz, aksine, zihniniz çok yüksek bir algılama kapasitesine ulaşır. Hipnotistin yardımıyla girilebilen bu özel zihin durumda, kişi kendi zihin katmanlarında çeşitli hayaller kurar. Hatta bu hipnotik zihin durumu o kadar doğal bir hisle yaşanır ki, kişi “Ben acaba hipnoz oldum mu?.. çünkü ben uyumadım, söylediğiniz her şeyi hatırlıyorum… sadece sizin yönlendirmelerinizle bir şeyler hayal ettim, çok da gevşemiş bir durumdaydım ama uyumadım… acaba hipnoza giremedim mi…” diye düşünebilir. Halbuki hipnotik zihin durumu bir “kendinden geçme” durumu değildir. Bildiğimiz gece uykusu gibi bir uyku hali değildir.

hipnoz
Ücretsiz Danışın

Hipnozdayken ya konrolümü kaybedersem?

Hipnoz deneyimi sırasında kişi telkine açık olmasına rağmen kendi davranışları üzerindeki kontrolünü kaybetmez. Hipnozda olan kişi uyumaz, aksine, konsantrasyonu en verimli haldedir. Hipnoz gece uykusu gibi bir uyku hali değildir. Kişi hipnotik zihin durumundayken daha sonra pişman olacağı bir davranışta bulunmaz, sırlarını kendi isteği dışında ifşa etmez. Kişinin etik ve sosyal değerleriyle çatışan ve terapi aldığı konu dışında kalan her türlü telkin, zihin tarafından geri çevrilir. Hipnoterapi sonrasında uynamamak gibi bir durum kesinlikle söz konusu değildir, çünkü hipnoz zaten "uyku" değildir. Kişinin hipnoza girmekteki başarı şansınız tamamen hipnoterapistinizle işbirliği yapma isteğinize, istekliliğinize, hipnoterapistinize duyduğunuz güven ve terapötik bağa ve hipnoza girme konusunda kendinize izin vermenize bağlıdır. Hipnozda kişi kendinden geçmez zira unutmayın ki hipnoz; "konsantrasyon ve odaklanmanın en yüksek olduğu bir zihin durumudur".
Ücretsiz Danışın

Ya Sırlarımı Açıklarsam?

İnsanların hipnoz ile ilgili en korktukları şeylerden biri sırlarının öğrenilmesi, hatta istemedikleri şeylerin yaptırılması veya hipnozdan çıkamama gibi mitlerdir. Oysa kişi kendi istemiyorsa zaten hipnoza giremez. Sanılanın aksine hipnoz bir kendinden geçme hali veya bir uyumak değildir. Hipnotik zihin durumu sırasında kişi tüm konuşulanların ve söylenenlerin farkındadır, gönüllü katılımla terapiye eşlik eder.

Kişi normalde yapmayı istemediği şeyleri hipnozdayken de yapmayacağı gibi, normalde söylemeyeceği sırlarını hipnozda da olsa söylemez. Kişi bu zihin durumundayken daha sonra pişman olacağı bir söz veya  davranışta da bulunmaz. Kişinin etik değerleriyle çatışanher türlü telkin, zihin tarafından mutlaka geri çevrilir. Hipnozun davranışımız üzerindeki kontrolümüzü kaybettiren bir durum olmadığını bilmek önemlidir. Hipnoz öyle bir şey olsaydı, düşünsenize; tüm mahkemelerde veya karakollarda birer hipnoz uzmanı görevlendirilirdi, böylece sorgulanacak kişi hipnoza alınıp tüm sırları kolayca öğrenilebilirdi öyle değil mi? Keşke öyle bir sihirli değnek olsaydı, ama hipnoz bir yalan makinası gibi çalışmaz. Yani; hipnoz filmlerde gördüğümüz gibi bir şey değildir. Superman’i seyrettikten sonra uçan insanlar olduğuna inanmadığımıza göre hipnozla insanlara istemedikleri şeyler yaptırabileceğine de inanmamız saçma olurdu.

Ya Hipnoz’dan Uyanamazsam?

Hipnozdan uyanamama gibi bir durum söz konusu bile değildir. Hipnozun tarihinde böyle bir vaka görülmemiştir. Bazı seanslar sırasında hipnotik zihin durumunun dinlendirici ve gevşetici duygusu sebebiyle kişiler bazen bir süre sonra kendi isteğiyle normal bir uyku durumuna geçebilir elbette ama kişi uyuyakalırsa zaten telkinleri alamaz. Bu yüzden hipnotist kişiyi gözlemleyerek hipnotik derinliği belli bir seviyede tutmaya özen gösterir. Zaten kişi uyusa bile bir müddet sonra hipnotik hal hafifler ve kişi zaten kendiliğinden uyanır. Kişi normal bir uyku uyuyup uyanmış olur.

Hipnoz Kontrolü Kaybetmek Değildir.

Hipnoterapist danışanın istemediği konularda telkin verme konusunda ısrarcı olursa hipnotik zihin durumu kendiliğinden yüzeyselleşir.  Hipnozda olsa bile kişi istediği zaman gözlerini açıp seansa devam edip etmeme konusunda özgür seçimini yapabilir. Seansı sürdürmek tamamen kişinin kendi kontrolündedir. Bir sinemaya gittiğinizi düşünün; sinemada örneğin duygusal bir film izlerken gözleriniz dolabilir öyle değil mi? Ya da komik bir espri olduğunda kahkaha atabiliriz. Ama filmi izlemeyi sürdürüp sürdürmeme kararı yine sizin insiyatifinizdedir öyle değil mi? İşte hipnoz da aynen böyledir. Kontrol tamamen sizdedir. Hipnotist size sadece hipnotik zihin durumunu oluşturabilmeniz için rehberlik eder. Kişi hipnoza girip girmemeye kendisi karar verir. Hipnotik zihin durumunun keyfini çıkarmaya devam edip etmemeye de kişi kendisi karar verir. Hipnoz kontrolü kaybetmek değildir. Unutmayın ki “gözlerime bak ve uyu!” gibi terimler ise sadece filmlerde olur ve gerçeklerle bağdaşmaz.

Hipnozla Zarar Görmek Mümkün mü?

Hipnozla zarar görmek mümkün değildir diyebiliriz ancak burada bir nüans var: Psikotik hastalıklarda hipnoz kullanılması uygun değildir. Örneğin şizofreni, paranoya gibi hastanın iç görüsünün kaybolduğu rahatsızlıklarda hipnoz kullanılmamalıdır. Yani hipnozu her derde deva bir sihirli değnek gibi görmek yanlış olur. Hafif depresyonda psikiyatristin ilaçla tedavisine veya klinik psikoloğun uyguladığı terapi türlerine eşlik eden bir tamamlayıcı unsur olarak faydalı olsa da, örneğin ağır depresyonda hipnoz kullanılmamalıdır ve faydası da olmaz. Hipnozu yapan kişinin sihirli güçleri olmadığını unutmayın. Hipnoz, eğitimle öğrenilebilen bir öğretidir. Biraz çalışma ve biraz da yetenek gerektirir. Unutmayın ki bir kalemi güzel bir şiir yazmak veya harika bir roman yazmak için kullanabilirsiniz ama eğer o kalemi birinin gözüne batırırsanız, kalemi zarar veren bir şekilde kullanmış olursunuz öyle değil mi? Tıpkı bunun gibi, hipnoz kendi başına tehlikeli bir şey değildir ama her şeyde olduğu gibi, hipnoz da uygun bir şekilde kullanılmadığında elbette zarar verebilir. Bir şizofrene hipnoz uygulamaya kalkmakla ona zarar verebilirsiniz. Başka bir örnek vermek gerekirse; bir masaj terapisti, osteoporoz hastası olan yaşlı birine aküpresür uygularsa bu doğru olur mu? Kısacası bir “kalem” ne kadar tehlikeliyse hipnoz da ancak o kadar tehlikelidir. Kalemden korkuyorsanız hipnozdan da korkabilirsiniz. Psikolojik bakımdan çok kırılgan olmasına sebep olan bir psikiyatrik rahatsızlığı olan birine veya psikotik bir rahatsızlıği olan birine hipnoz uygulanmamalıdır.

Kişi Kendi İsteği Dışında Hipnoza Alınabilir mi?

Hipnoz olmayı istemeyen birisini kendi isteği dışında hipnoza almak mümkün değildir. Hipnoz böyle bir şey olsaydı tüm toplumlar zombiye dönüşürdü öyle değil mi? “Kimse beni hipnotize edemez, hadi beni hipnoz et bakalım edebilecek misin” tarzındaki ciddiyetsiz taleplere hipnoz uygulaması yapmaya uğraşmak bir hipnoterapist için boşa vakit kaybetmekten başka bir şey değildir. Çünkü hipnoz, iki kişinin işbirliği ve karşılıklı etkileşimde bulunmasıyla gerçekleşir; hipnotist, hipnoza girmeye gönüllü olan kişiye hipnoza girebilmesi için rehberlik eder; basit yönergeler verir, hipnotize edilen kişi de bu yönergelere karşılık tepki verir. Yani hipnoz tamamen bir iletişim/etkileşim sürecidir. Kişi hipnoz olmak istemiyorsa olmaz. Unutmayın ki hipnoza girmekteki başarınız, hipnoterapistinizle işbirliği yapma isteğinize, hayal kurma yeteneğinize, basit talimatları uygulama konusunda gayret göstermenize ve hipnoza girme konusunda kendinize gerçekten izin vermenize bağlıdır.

Hipnoz size birçok konuda yardımcı olabilir: Hipnozun çocuklar, gençler, yetişkinler için çok büyük faydalar sağladığı bilimsel deneylerle de kanıtlanmıştır. Hipnoz desteği alabileceğiniz temel konular için iletişime geçmekten çekinmeyin.

Öfkenizi Kontrol Etmenin 8 Yolu

Öfke kontrolü bir çok kişi için zaman zaman pek kolay olmasa da “öfke” aslında son derece normal ve sağlıklı bir insani duygudur.  Ama kontrolden çıktığında oldukça tahrip edici de olabiliyor. Öfke kontrolünün kaybı iş, ikili ilişkiler gibi birçok alanı etkileyerek genel hayat kalitenizi düşürebilir. Peki siz ne kadar öfkelisiniz? Her şey kontrol altında mı?

Çok mu öfkeliyim?

Her duygunun olduğu gibi öfkenin de dereceleri vardır. Bazı psikolojik testler öfkenizin yoğunluğunu, öfkelenmeye ne kadar eğilimli olduğunuzu ve öfkenizi nasıl kontrol ettiğinizi (öfke kontrolünüzü) ölçer. Fakat genellikle eğer öfke kontrolü konusunda problem yaşıyorsanız bunun zaten farkındasınızdır.

Neden bazı insanlar daha kolay ve daha çok öfkelenebiliyor?

Öfke eğilimi doğuştan gelebildiği gibi sosyo-kültürel sebeplerle de bağlantılı olabilir. Bazı bebekler doğuştan daha asabi ve daha huysuz olma eğilimindedirler. Bazı ergen ve yetişkinler ise doğuştan bu eğilimde olmasalar bile içinde yaşadıkları aile ortamı, toplum ve kültürde öfkenin dile getirilmesine yüklenen negatif anlam sebebiyle öfkelerini nasıl dile getirebileceklerini veya kontrol edebileceklerini bilemezler. Bu sebepten ötürü de daha kolay ve çok öfkeleniyor gibi algılanabilirler.

Öfkemi nasıl sınırda tutabilirim?öfke kontrolü semineri

1. Gevşeme Teknikleri:

Derin nefes alma ve rahatlatıcı görüntüler oluşturma gibi araçlar kendinizi sakinleştirmeye ve öfke kontrolüne yardımcı olabilir. Bu teknikleri öğretebilecek kitaplar ve eğitimlerden faydalanabilirsiniz. İsterseniz basit bir egzersizi birlikte yapalım;

  • Genelde nefesi göğsümüzden alırız ancak göğsümüzden nefes almak bizi rahatlatmaz bu nedenle gelin nefesimizin karnımızdan geldiğini düşünerek alalım. Bu komut diyaframdan nefes almamızı sağlayacak ve sakinleşmemizi kolaylaştıracaktır.
  • Bu egzersizi yaparken görüntüleri kullanalım. Hafızanızda olan veya hayal gücünüzle ürettiğiniz rahatlatıcı bir deneyimi tekrar kurgulayın ve derin diyafram nefesleri alırken bu kurguyu tekrarlayın.

Bu teknikleri günlük olarak uygulamak ve gergin bir durumdayken bunları otomatik olarak kullanmak sakinleşmenize yardımcı olacaktır.

2. Bilişsel Yeniden Yapılandırma:

Bu teknik basitçe düşünce şeklini değiştirmek anlamına gelir. Normal bir duygudurum halinde iç düşüncelerimizi basitçe yansıtmak son derece kolay olurken kızgınlık durumunda iç düşüncelerimizi bu şekilde yansıtmak biraz zorlaşır. Aksine iç düşüncelerimizi yansıtan son derece abartılı ve dramatik terimler bulur hatta küfretmeye bazense bağırmaya yöneliriz. Bu abartılı düşünceler aslında çok rasyonel yani mantıklı değildir. Eğer bu düşünceleri daha mantıklı olanlarla değiştirebilirsek daha az öfkelenebiliriz. Ör; “Herşey mahfoldu.” gibi bir düşünceyi “Dünyanın sonu değil.” gibi bir düşünceyle değiştirebilirsek verdiğimiz tepkilerde buna bağlı olarak daha sakin olacaktır.

Kendiniz veya bir başkası ile ilgili konuşurken “asla” veya “her zaman” gibi kelimeleri kullanmamakta yine bir bilişsel yeniden yapılandırma tekniğidir. Çünkü bu kelimeler öfkenizin haklı sebeplere dayandığını garantiler ve sorunu çözmenin bir yolu olmadığının hissedilmesine hizmet eder. Bununla beraber problemi çözebilecek bir çözüm yöntemi varsa bu çözüm üzerinde sizinle birlikte çalışmaya istekli olabilecek kişileri de çözüme yabancılaştırır ve genelde karşı tarafı aşağılar.

Kendinize kızgın olmanın problemi çözmeyeceğini, sizi daha iyi hissetirmeyeceğini hatta sizi daha da kötü hissettireceğini kendinize sık sık hatırlatmanız da faydalı olacaktırö

3.İletişimi İyileştirme:

Kızgınlık her insanda bir an evvel sonuca ulaşma ve hareket geçme isteği uyandırır. Ancak aniden alınan kararlar ve verilen tepkilerle alınan sonuçlar birçok zaman yanlıştır. Dolayısıyla bir hararetli tartışma anında ilk yapmanız gereken hızınızı düşürmektir. Düşünce sürecinizi yavaşlattığınızda aklınıza gelen ilk şeyin önce gerçekliğini sorgulayın. Daha sonra vereceğiniz cevapları vermeden evvel mutlaka içinizden düşünün. Bunu yaparken karşı taraftan aldığınız geri bildirimi de dikkatlice dinleyin ve cevap vermeden önce tekrar kendinize zaman ayırın. Burada söz konusu olan zaman aralıkları elbette ki dakikalarca değildir. Ancak 5 saniyenizi bile bu işleme ayırarak belkide saatlerce sürecek bir tartışmanın yönünü değiştirebilirsiniz.

Bazen öfkenin altında yatan asıl duyguyu dinlemekte de fayda vardır. Örneğin; Sizin duygusal partnerinize göre daha fazla kişisel alan ve özgürlük ihtiyacınız olduğunu varsayalım. Partneriniz sizden daha fazla yakınlık ve ilgi talep ediyorsa onu özgürlüğünüzün bir gardiyanı gibi kodlamak ve buna ilişkin misilleme yapmak faydalı olmayacak, tartışmayı daha da alevlendirecektir. Bu durumda eleştirmene karşı savunma yapmak yerine onun kelimelerinin altında yatan gerçek mesajı algılamaya çalışmak çok daha yapıcı olacaktır. Karşınızdaki insan belkide ihmal edilmiş veya sevilmediğini hissettiğinden dolayı size bu şekilde yaklaşıyor olabilir. Anlık savunmalar yerine esas alınması ve işlenmesi gereken bu mesajları alıp bunların üzerinde çalışmak hem tartışmayı hem de gelecekte karşınıza çıkabilecek tartışmaları engeller.

öfkeyi yönetmek

4.Mizah Kullanımı:

Bu teknik elbette ki öfkeliyken espri yapmanız veya gülmeniz gerektiği anlamına gelmiyor. Bir tartışma anında eğer içinizden karşınızdakine bir benzetme yapıyorsanız, ona çeşitli sıfatlar yakıştırıyorsanız gerçekten o yaptığınız yakıştırmaların bir an durup resmini çizmek sizi öfkeli duygudurumdan çıkarmaya yardımcı olabilir. Ör; partnerinizle bir kavga halindeyken onun yaptığı bir hareketi çok kaba bulup kafanızda eğer ona “ayı” gibi bir yakıştırma yapıyorsanız, gerçekten o an karşınızda sanki bir ayının oturuyor olduğunu hayal edin. Bunu yaptığınızda düşünce içeriğiniz başka bir yöne gidecek ve o anlık mizah kullanımınız ortamın yumuşamasına hizmet edecektir.

Bu ve birçok benzer tekniğin de ortak özelliğinin aslen kendinizi çok ciddiye almayı reddetmek olduğunu da unutmamak gerekir. Öfke ciddi bir duygudur ancak detaylı incelendiğinde sizi güldüren fikirlerin de bu duyguya eşlik ettiği görülür.

5.Ortam Değişikliği:

Bazen sizi tahrik eden ve öfkeye neden olan sebepler çevrenizdekilerden kaynaklanır. Sorunlar ve sorumluluklar size ağır gelebilir ve kendinizi adeta bir tuzağa düşmüş gibi hissedebilirsiniz. Bu da içine düştüğünüz tuzağa ve bu tuzağı sizce oluşturan insanlara kızmanıza sebep olur.

Bunun olmaması için kendinize bir mola verin. Gün boyunca özellikle stresli olduğunuzu bildiğiniz saatler için planlanmış bazı kişisel zamanlarınız olduğundan emin olun. Ör; İşten eve geldikten itibaren 15 dakika konuşmama kuralı olan bir evlilikteki eşler bu kurala uyduğunda, bu 15 dakikalık sessizliğin ardından karşılıklı gelen talepleri daha kolay karşılayabiliyor.

6.Zamanlama:

Gece yatmadan evvelki 10-15 dakika belki yorgun olduğunuzdan, belki de sadece alışkanlıktan ötürü siz ve eşiniz için tartışmaya daha eğilimli olan bir zaman dilimiyse bu zaman diliminde önemli konuları konuşmama kararı alın. Bu tip konuları konuşmak için günün başka bir zamanını ayırın ki bu konuları konuşulurken fikirler eleştirilere dönüşmesin.

7.Kaçınma:

Çocuğunuzun dağınık odası sizi her önünden geçerken öfkelendiriyorsa odanın kapısını kapatın. “Kaç kere söyledim, yine toplamamış.” düşüncesine odaklanarak kendinizi daha da öfkelendirmeyin. Kapıyı kapatmaktaki amaç çocuğunuzun odayı daha da dağıtmasına izin vermek değil, sizi yatıştırmaktır. Çünkü o noktada önemli olan kendinizi sakinleştirmektir. Daha sonra bu problemi daha sakin bir duygulanımla çözümlemek için daha etkin bir yöntem bulabilirsiniz.

8.Alternatif Bulma:

Eğer günlük trafik akışınız sizi bir öfke ya da hayal kırıklığına uğratıyorsa kendisinize bunu bir proje olarak alın ve buna bir alternatif üretmeye çalışın. Daha az sıkışık olan bir rotayı keşfedebilir veya böyle bir şansınız yoksa otobüste dinleyeceğiniz yeni bir müzik listesi oluşturabilirsiniz.

Yardım Almalı mıyım?

Öfkenizin yukarıda bahsedilen teknikleri uygulayamayacak bir seviyede kontrolden çıktığını düşünüyorsanız bir psikologdan profesyonel bir destek almanız sizin için büyük ölçüde bir fayda sağlayacaktır.

Psikolog bana bu tekniklerin dışında nasıl yardımcı olabilir?

Öfke kontrolü konusundaki zorlantınız eğer size yardım almanız gerektiğini hissettiriyorsa ilişkileriniz, işiniz gibi hayatınızın önemli noktalarına kötü etki ediyor demektir. Bir uzmanla birlikte bu konuların daha iyi nasıl ele alınabileceğini öğrenebilir ve size özel tasarlanan düşünce ve davranış değişiklik teknikleriyle problemin üzerinde çalışabilirsiniz. Bu şekilde çözüme daha kolay ve daha kısa sürede ulaşılırken, öfkenin etkisiyle bozulan hayat alanlarınız da daha kolay düzelmeye başlayacaktır.

Terapi bende neyi değiştirecek?

Zaman zaman öfkelenmekte haklı bile olabileceğiniz şeyler yaşayabilirsiniz ancak bu tür yaşantıların duygu durumunuzu olumsuz etkilemesine izin vermek veya vermemek sizin elinizdedir. Belki bunu şu an yapamıyor olabilirsiniz ama bu konuda destek alarak öfkenin efendisi haline gelebilirsiniz. Öfkelendiğinizde gösterdiğiniz tepkileri kontrol etmeyi öğrenmek, uzun vadede hem psikolojik olarak daha iyi hissetmenizi sağlayacak hem de bu tepkilerin sebep olduğu zararları en aza indirgeyecektir.

Öfke kontrolü ile ilgili bizden destek almak isterseniz iletişime geçmekten çekinmeyin.

İletişim | Randevu

Hipnozun Yardımcı Olabileceği Konular

Hipnozun Kullanım Alanlarından Bazıları

  • Sigara Bağımlılığı
  • Kilo Kontrolü
  • Fobi ve Korkular (Uçak, Kedi, Köpek, İğne, vb)
  • Aşk Acısı ve Ayrılıklar
  • Geçmişi Geçmişte Bırakma
  • Negatif Duygulardan Arınmak
  • Kendine Güven
  • Anksiyete / Endişeler
  • Saldırganlık / Öfke Kontrolü
  • Kariyer Değişikliği ve Başarıya Odaklanma
  • Çocuk Sorunları (Tırnak Yeme, Parmak Emme, vb)
  • Topluluk Önünde Konuşma Korkusu
  • İletişim ve Sunum Becerilerini Geliştirme
  • Konsantrasyon Arttırma
  • Akademik Başarı
  • İğne Korkusu
  • Kedi Korkusu
  • Yaratıcılık Geliştirme
  • Ölüm / Yas
  • Beslenme Alışkanlıkları – Kilo Kontrolü
  • Duygusal Bloklar
  • Enerji Yükseltme
  • Korkular ve Fobiler
  • Affetme
  • Genel Kişisel Gelişim
  • Hedeflere Ulaşma
  • Suçluluk Duyguları
  • Kötü Alışkanlıkları Kontrol Etme
  • Sağlıklı Yaşam Motivasyonu
  • Çaresizlik
  • Umutsuzluk
  • Düşmanlık
  • Gelir Arttırmak
  • Aşağılık Hissi
  • Güvensizlik
  • Motivasyon
  • Yaratıcılık Arttırma
  • Performans Kaygısı ve Özgüven Arttırma
  • Ders Çalışma Alışkanlıklarını Geliştirme
  • Sınav Kaygısı
  • Boşanma Süreçlerindeki Duygusal Sorunlar
  • Ağrı Yönetimi
  • Panik Duyguları
  • Mükemmeliyetçilik
  • Performans Anksiyetesi
  • Performans Arttırma
  • Kötümserlik / Karamsarlık
  • Sorun Çözme Becerileri
  • Erteleme Alışkanlığı
  • Dönüşümlü Düşler / Kabuslar
  • Reddedilme ve Ayrılığın Üstesinden Gelme
  • İlişkileri İyileştirme
  • Gevşeme/Rahatlama
  • Değişime Olan Dirençlerin Kırılması
  • Sorumluluk Alma Motivasyonu
  • Huzursuzluk
  • Öz Farkındalık
  • Kendini Suçlama / Utanç
  • Öz Eleştiri
  • Kendini Fazlaca Eleştirme Durumu
  • Benlik Saygısı
  • Kendini İfade
  • Self Hipnoz (Kendi Kendine Hipnoz)
  • Spor Performansı Arttırma
  • Sahne Heyecanı ve Performans Geliştirme
  • Stres Yönetimi
  • İnatçılık
  • Gecikme Alışkanlığı
  • Sinirlilik
  • Hafıza / Odak Geliştirme
  • Bellek Geri Çağırma (hatırlama, vb)
  • Fizyolojik Olmayan Uyku Problemleri
  • Duygusal Blokajlar
  • Sanatçılara Özgü Dönemsel Karamsarlıklar
  • Tükenmişlik Sendromu

…Ve Daha Birçok Konu Hipnozun Fayda Sağladığı Konulardır.

* Listedeki konulardan “kişisel gelişim” kapsamı dışında olan konularda; örneğin temelinde fizyolojik/organik bir problem olma ihtimali gördüğümüz konularda danşanımızı bir tıp doktoruna yönlendirmemiz de olasıdır. Hipnoterapinin yerine psikoterapinin daha uygun olduğunu tespit ettiğimiz konularda ise seans stratejimizi hipnoterapiden önce psikoterapi desteğiyle sürdürüp, terapi süreci içinde hipnoterapiyi de sürece entegre ederek bütüncül yaklaşımla terapi sürecinizi kurgulamamız da olasıdır. Merkezimizde herhangi bir tıbbi hastalık için klasik tıbbi ve/veya psikiyatrik tedaviler yapılmadığı gibi bu tedavilere alternatif bir tedavi yöntemi de uygulanmamaktadır.

Hipnozun size faydalı olacağı konularla ilgili merak ettiğiniz soruları iletişim sayfamızdan sorabilirsiniz.  

Fobi Tedavisinde “Sistematik Duyarsızlaştırma”

Fobisi olan kişiler tüm kaygı bozukluklarında da olduğu gibi, korktukları uyaranın tehlikesini aslında olduğundan çok daha fazla görürken kendi baş etme yeteneklerini de olduğundan çok daha küçük görürler. Bu kişiler genelde fobik uyarandan kaçındıkları için korkularının aslında gerçek dışı olduğunu içselleştirme imkanı bulamazlar. Fobi terapisinde kullanılan yöntemlerden biri olan “Sistematik Duyarsızlaştırma” yöntemi, 1950’lerde Joseph Wolpe tarafından geliştirilen bir yöntemdir. Sistematik duyarsızlaştırma, “klasik koşullanma” ilkesine dayanan davranışçı terapi türlerinden biri olan maruz bırakma/yüzleştirme terapisidir. Bu terapi modelinde kişi kaygı oluşturan nesne, olay veya yerlere hipnoz altında yönlendirilmiş imgeleme yoluyla veya gerçek hayatta yavaş yavaş ve aşamalı olarak maruz bırakılırken, anksiyete belirtilerini azaltmak için aynı zamanda bir tür rahatlama ve gevşeme sürecine maruz bırakılır.

Uçak fobisi tedavisiSistematik duyarsızlaştırma terapisi, bir fobinin korku tepkisini işlevsel olan başka bir tepkiyle (örneğin gevşemeyle) yer değiştirmeyi sağlamayı hedefler. Yani koşullu uyaranın oluşturduğu korku tepkisinin, “karşı koşullama” kullanarak yavaş yavaş bir “gevşeme” tepkisiyle yer değiştirmesini sağlamayı hedefler. Sistematik duyarsızlaştırma hipnoz altında uygulandığında terapi süreci daha konforlu ve etkili olmakta. Biz Psikovital’de özellikle uçak fobisi terapisinde “sanal gerçeklik” teknolojisini de kullanmaktayız. Böylece kişi bu maruz bırakma terapisini terapistiyle defalarca gerçek bir uçağa binerek yapmak yerine daha az maliyetli bir şekilde, ofis ortamında, beynin gerçek bir uçuş gibi algıladığı bir sanal uçuş deneyimi ile gerçekleştirme imkanı bulur. (bkz. Sanal Gerçeklik ve Hipnozla Uçuş Korkusu Terapisi)

Fobi terapilerinde kişide eğer korku oluşturan nesne veya durumla ilgili yanlış bilgi ve inançlar varsa, kişiyle önce bu nesne veya durumların aslında bir tehlike içermediği ile ilgili detaylı ve kanıtlara dayalı bir bilgi akışı sağlanır. Fobik uyaranla ilgili yanlış bilgiler kişiyle yeterince çalışıldıktan sonra (bilişsel yapılandırma) danışanlar en hafiften en şiddetliye doğru kademeli olarak fobik uyaranla yüzleştirilir. Bu yüzleştirme (exposure) her aşamada endişe azalana veya tamamen yok olana kadar o duruma maruz bırakmaya devam edilerek yapılır. Bu maruz bırakma işlemi hayali olarak veya gerçek yaşamda yapılabilir. Biz bunu Psikovital’de hem hipnoz altında yapıyoruz hem de uygun olan fobilerde “sanal gerçeklik teknolojisi” (Virtual Reality) kullanarak yapıyoruz.

Sistematik duyarsızlaştırma terapisinin üç aşaması vardır:

Birinci Aşama:

İlk olarak danışana derin gevşetme teknikleri ve nefes egzersizleri öğretilir. Kontrollü nefes alış veriş egzersizlerinin yanı sıra gevşemiş bir beden ve zihin durumu oluşturmak için danışana meditatif teknikler öğretilerek danışanın kendi bedeni ve zihni üzerinde kontrol sahibi olma becerisi pekiştirilir. Bu adım çok önemlidir. Tahmin edeceğiniz üzere, insan bedeninde birbirine zıt olan iki duygu aynı anda barınamaz öyle değil mi? İnsan aynı anda hem “gergin” hem de “gevşemiş” olamaz.  Çünkü gevşeme, gerginliğin zıttıdır. Fobilerdeki “korku”, gerginliği de beraberinde getirir. Kişi fobik uyarana maruz kaldığında duyduğu “korku” yanıtı “gevşeme” yanıtıyla uyumsuz olduğu için, korku ile gevşeme, karşılıklı inhibisyon oluşturur. Bu yüzden gerginlik üzerinde kontrol sahibi olmak amacıyla, ihtiyaç duyulduğu anda gevşeme tepkisini tetikleyebilmeyi sağlayacak yeni ve güçlü koşullanmalar oluşturulması, önemli bir ilk adımdır. Fobi durumunda korkunun bir bileşeni olan “gerginlik” üzerinde kontrol sahibi olmak, korkuyu da söndürmeye yardımcı olur çünkü korku ile gevşeme, bağdaşmaz. Kişi gerginliği gevşeme ile yer değiştirmeyi öğrendiğinde, korku anında gevşeme oluşturmayı öğrenmek zamanla ve egzersizle, korkunun da form değiştirmesini sağlar.

İkinci Aşama:

Terapinin ikincisi aşaması; kişide en az endişe (korku) yaratan uyarandan başlayarak en korkutucu ve provoke edici görüntülere sahne olan uyarana doğru bir “korku hiyerarşisi listesi” oluşturmaktır.  Bu liste, terapi stratejisini kurgulama konusunda büyük önem taşır çünkü terapi bu listedeki sıralama takip edilerek yapılır. Örneğin uçak fobisi olan birinin korku hiyerarşisi listesi şu şekilde olabilir. (En az endişe yaratandan en çok endişe yaratana doğru sıralanır)

  1. Uçak biletini almak
  2. Uçağa bineceğini düşünmek
  3. Uçuş gününin geldiğini ve valizini topladığını düşünmek
  4. Uçağa bindiğini düşünmek
  5. Havaalanına gitmek üzere yola çıkmak
  6. Havaalanında kalkış ve iniş yapan uçakları izlemek.
  7. Havaalanında bulunmak
  8. Uçağa binip koltuğuna oturmak
  9. Uçağın motor sesini duymak
  10. Uçağın kalkış için hızlanması ve kalkış anı
  11. Uçağın yükselme anı
  12. Uçuş anı
  13. Türbülans

Üçüncü Aşama:

Terapinin üçüncü aşamasında danışan en az endişe yaratan uyaranlardan başlayarak ve o aşamalarda gevşeme tekniklerini de uygulayarak korku hiyerarşisinin üst basamaklarına doğru yol alır. Bu terapi gerek hipnoz altında, gerek gerçek hayatta aşama aşama maruz kalarak, gerekse imgeleme teknikleriyle yapılabilir. Kişi bu duyarsızlaştırma terapisi sırasında aşamaların her birinde rahat hissetmeyi başardığında (artık korkmuyor hale geldiğinde) hiyerarşinin bir sonraki basamağına geçer. Eğer kişi herhangi bir aşamada gerginliği söndürmeyi başaramazsa, listesinde daha altlardaki bir basamağa geri dönerek (veya öğretilen gevşeme egzersizlerini uygulayarak ya da terapist yönlendirmesiyle tekrar derin gevşmeme oluşturarak) tekrar derin bir gevşemişlik hali oluşturduktan sonra, tekrardan listenin en altından başlayarak hiyerarşideki üst basamaklara doğru ilerlemeye devam eder. (“en alt” derken, listede en az korku uyandıran basamak anlamında)

Eğer terapi hipnoz yöntemiyle yapılıyorsa, danışan, fobik durumu -gevşemiş bir hipnotik zihin durumundayken- hipnotistin yönlendirmelerini takip ederek tekrar tekrar imgeleme ve gevşeme  egzersizleri yaparak sürdürür. Eğer terapi gerçek hayatta maruz kalarak yapılıyorsa kişi gerçek hayatta uyaranın her aşamasına aşamalı olarak tekrar tekrar maruz bırakılır. Kişi korku uyandıran uyaranın her aşamasına sırayla maruz kalırken artık listenin her aşamasında istese de herhangi bir endişe uyandıramayacak kadar rahat hisseder hale gelene kadar terapi sürecine devam edilir. Bu süreç, kaygıyı en çok tetikleyen durumu da söndürene kadar kaygı hiyerarşisindeki tüm durumlar için tekrar tekrar uygulanır.

Kaç Seans Gerekir?

Gerekli oturum sayısı kişinin kararlılığına, yapısına, hipnozla etkileşim modeline, fobiden edindiği ikincil kazançların niteliğine, doğasına ve fobinin şiddetine bağlıdır. Genellikle ciddi bir fobi için terapi süreci  5-6 seans ila 12 seansa kadar sürebilir. Hipnozla 2-3 seansta fobisini yenenler de olabiliyor, 10-12 seansa ihtiyaç duyanlar da…  Terapi süreci, danışanla önceden kararlaştırılan terapötik hedeflere ulaşıldığında tamamlanır. (Kişinin korkularının tamamen ortadan kaldırılması zorunlu değildir). Örneğin kedi fobisi olan birisi “ya orada kedi varsa” endişesiyle açık hava kafe ve restoranlara gitmekten kaçınıyorsa, bu durum o kişinin işlevselliğini etkiliyor demektir. Bu durumda bu kişinin hedefi “açık hava yerlerde kedi olsa bile rahatını bozmadan, korkmadan, ürkmeden güzel vakit geçirebilmek” iken, diğer bir kişinin hedefi evinde kedi alıp kedilerle sarmaş dolaş olabilmek olabilir. Bu nedenle terapi hedeflerinin önceden belirlenmesi faydalı olur.

Maruz Bırakma Terapisi İki Şekilde Yapılabilir:

İn vivo – Danışanın fobik uyarana gerçek hayatta ve gerçekten maruz bırakılmasıyla gerçekleşir…
İn vitro
– Danışanın fobik uyarana maruz kaldığını hayal etmesiyle veya hipnoz altında yönlendirilmiş imgeleme egzersizleriyle gerçekleşir. Hipnoz, fobik uyaranın tehlikesiz olduğu ile ilgili telkinlerle danışanın bilinç dışı algılarının yeniden çerçevelenmesine yardımcı olur.  Ayrıca oto hipnoz teknikleri, fobik uyaranın oluşturduğu olumsuz duyguların aşamalı gevşeme metoduyla söndürülmesine yardımcı olarak, kişinin fobik durumla baş etme mekanizmaların güçlendirmeye yarar.

Uçak korkusu, kedi korkusu, yükseklik korkusu, iğne korkusu, örümcek korkusu ve benzeri fobileriniz varsa, bu fobilerle yaşamak zorunda değilsiniz. Destek almak için iletişime geçmekten çekinmeyin.

Kaygıyla Başa Çıkmanın 9 Yolu

Kaygıyla başa çıkmanın yolları dendiğinde aklınıza ilk bakışta büyük bir müdahale geliyor olsa da hayatınızın belirli alanlarında yapacağınız küçük değişimlerle kaygınızı kontrol altına almak düşündüğünüzden çok daha kolay ve mümkün. Düşünsel süreçlerinizi gözden geçirip, davranışsal stratejilerden de faydalanarak daha sağlıklı yaşam alışkanlıklarını hayatınıza adapte ederseniz kaygıyla başa çıkmanın yolları 9 adımda size de çok kolay gelecek.

Düşünce Süreçlerinizi Gözden Geçirin

1. Beyninizdeki “Ya Olursa” mekanizmasını devreden kaldırın.

Anksiyete hissediyor ve kaygı duyuyorsanız sizin için yapması en zor şey kendinizi (sizce) tehdit eden durumdan bahsetmek veya o durumu düşünmektir. Aslında korkunuz sizi tehdit ettiğini düşündüğünüz boyutta değildir ve hatta gerçekte mevcut bile olmayabilir. Çünkü anksiyete (kaygı) korku değildir. Korku önünüzdedir ve gerçek, nesnel bir tehlikeye dayanır. Bu sebeple kaygı duyduğunuz anlarda aklınıza olabilecek en kötü senaryoyu getirin. Bunu yapmanız hem kafanızda uçuşan “ya olursa” senaryolarının sonsuz döngüsünde kaybolmanızı engelleyecek hem de sizi gerçeğe yaklaştırarak en kötü senaryonun bile aslında düşündüğünüz raddede olmadığını size gösterecektir.

2. İç diyaloğunuzu kontrol edin.

İç dünyanızda kullandığınız kelime dağarcığını “nefret”, “her zaman”, “asla”, “çirkin”, “sevilemez”, “kusurlu” gibi sağlıksız terimlerden arındırın. Siyah – beyaz gibi uçlarda ve sert hitapları daha nötr terimlerle değiştirin.

3. Bilişsel – davranışçı üçgeni aklınıza getirin.

Kaygı duyduğumuzda genellikle ilk olarak duygularımıza (örneğin; korku) saldırırız. Aslında, bu duyguları bizim düşüncelerimiz meydana getirir. Düşünce süreçlerimizin, özellikle de temel inançlarımızın farkında olmak çok önemlidir. Çünkü temel inançlarımız beynimizdeki içselleştirdiğimiz ve otomatikleştirdiğimiz komut dosyalarıdır. Kaygılarımızı kontrol altına alamadığımız durumlarda bu komutlar devreye girerek bizi aşırı tepki vermeye zorlar. Bunun nedeni sağlıksız hislerin sağlıksız davranışlara yol açmasıdır.

Aşağıdaki diyagramı hatırlayın ve içerisine o anki davranışınızı oturtun. Bu davranışın altında yatan temel inanç ve olumsuz düşünceleri saptamaya çalışın. Ulaştığınız düşünceyi içinde bulunduğunuz davranışla kıyasladığınızda o aşırı tepkinizin ne kadar basit bir düşünceden kaynaklandığını göreceksiniz.

kaygıyla başa çıkmanın yolları

*Konuya ilişkin daha detaylı bilgi almak için “Bilişsel Davranışçı Terapi” makalemize göz atabilirsiniz.

Davranışsal Stratejiler Uygulayınkaygıyla başa çıkmanın yolları

1. Farkındalığınızı arttırmak için meditasyon yapın.

Sıkıntının sizi rahatsız etmesine sıkılıp sıkılmadığınızı kontrol ettiğinizin farkında olmadan engel olamazsınız. Kaygıyı duyduğunuz anı geçiştirirseniz, kaçınma davranışınızın da üstesinden gelemezsiniz. Vücudunuzun stres sinyallerini dinlemezseniz ise sakin hissetmek için gerekli adımları atamazsınız. Kaygınızla alakalı farkındalığınızı yükseltmek ve vücudunuzun size gönderdiği sinyalleri duyabilmek için her gün sadece 5-10 dakikanızı ayırarak meditasyon yapabilirsiniz.

*Kendi kendinize küçük bir deneme yapmak için tıklayın.

2. Bedenen neredeyseniz ruhen de orada olun.

Kaygınızı önlemenin en pratik yöntemi dikkatinizin tamamını önünüzdeki iş veya görevde toplamaktır. Örneğin; Kızınızın ödevine yardımcı olmanız gerekiyorsa,  akşam ne pişireceğinize, kontrol etmeniz gereken e-postalarınıza kayan dikkatinizin tamamını bu alanlardan çekip ödeve toplamayı deneyin. Uzmanlar çoklu görevin dikkati toplamayı zorlaştırdığına dikkat çekiyor. Çünkü odağınızı bir alandan diğerine geçirdiğinizde beynin adeta bir anahtar maliyeti oluyor. Beyin ilk işe geri dönmek için belirli bir zamana ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla öncelik sıranızda hangi görev varsa, bütün dikkatinizi ona yoğunlaştırmanız hem veriminizi arttıracak hem de kaygılarınızdan sizi uzak tutacaktır.

3. Daha hızlı çalışın.

Herhangi bir iş ile uğraşırken ne kadar yavaşlarsanız ayrıntılara dikkat etme ve kaygılanma oranınız o kadar artar. Elbette uğraştığınız her ne ise onu baştan savma bir biçimde yapmanızı önermeyeceğim ancak, verimliliğinizi düşürmeden olabildiğince hızlı olmanızı tavsiye ederim. Çünkü kaygılı yapıya sahip olan kişiler mükemmeliyetçidir ve bu sebeple ayrıntıların içinde kaybolarak kendi kendilerine duydukları endişe seviyesini çok yükseltirler. Hızınızı veriminizi düşürmeden düşürebilirseniz, bu tuzağa düşmemiş olursunuz.

Sağlıklı Yaşam Alışkanlıkları Edinin

kaygıyla başa çıkmanın yolları1. Nefes alın.

Yavaş ve derin nefes almak sakinliğin yapı taşıdır. Yavaşça nefes alıp vererek başlayın. Birkaç saniye sonra “4-4-4” egzersizine başlayın. İçinizden dörde kadar sayarak nefes alın, dört saniye tutun, sonra tekrar dörde kadar sayarak nefes verin. Nefesin vücüdunuza rahatça girip çıkmasına izin verin. Bu egzersizi dört kez tekrarlayın.

2. Daha fazla su tüketin.

Vücudunuzun su kaybı kaygınızı çeşitli yollarla etkileyebilir. Yetersiz kan akışı sebebiyle hormon dağılımınız negatif yönde etkilenebilir, kaslarınızda gerginlik olabilir. Aşırı su kaybı sonucu önemli beyinsel fonksiyonlarda bile zayıflama meydana gelmesine sebep olabilir. Dolayısıyla su içmeyi ihmal etmeyin, günlük su tüketiminizi de mümkün oldukça arttırın.

3. Uykunuzu bir öncelik haline getirin.

Hepimizin günlük yaşantısı bazen ev hayatı, bazen iş temposu, bazen sosyal hayatın gerekleri gibi değişen önceliklere bölünüyor. Hepsini bir şekilde idare etmeye çalışıyoruz ancak bunun da bir bedeli oluyor. Eğer sinirli, sersem ve dikkatsizsek uykumuzu iyi alamamışız demektir. Bu durumda verimliliğimiz de bazen bu alanların herhangi birinde, bazen ise birden fazla alanda düşecektir. Dolayısıyla önerilen saat dilimi kadar uyumaya özen göstermenizi tavsiye ederim.

Ulusal Uyku Vakfı’nın yaş grupları için öngördüğü uyku saat dilimleri aşağıdaki gibidir;

  • Daha genç yetişkinler (18-25): 7-9 saat
  • Yetişkinler (26-64): 7-9 saat
  • Daha yaşlı yetişkinler (65+): 7-8 saat

“Bu yolları denedim fakat daha kalıcı bir çözüm arıyorum…”

Yukarıda bahsedilen yöntemleri kendi hayatınıza adapte etmekte zorlanıyorsanız veya daha önce deneyip yeterli bir sonuç alamadıysanız kaygı seviyeniz orta düzeyin üzerinde olabilir. Bu durumda kaygı seviyenizi saptamak için kliniğimize başvurabilir, kaygı seviyenizi tespit ettirebilirsiniz. Bununla birlikte konunun uzmanından sizin için özel tasarlanmış bireysel veya bütünleşik terapi alabilir ve kaygılarınızdan kalıcı olarak kurtulabilirsiniz. İlk adımı atmak zor geliyor olabilir ancak unutmayın, o adımı atmak şuanda var olan kaygılarınızla yaşamaya çalışmak için verdiğiniz çaba ve sarf ettiğiniz efordan çok daha kolay ve kalıcı bir çözüm.